http://www.haber7.com/sinema/haber/775295-yilmaz-guneyin-8-filmi-abdde-gosterimde
Yılmaz Güney'in 8 filmi ABD'de gösterimde
Yılmaz Güney'in 8 filmi ilk kez ve bir arada ABD ve Kanada'yı dolaşacak, Amerikalı sinemaseverler yıllardır bekledikleri Güney sinemasıyla buluşacak.
GİRİŞ 16.08.2011 11:06GÜNCELLEME 16.08.2011 11:06
Yıllardır Amerika'da film programları düzenleyen kuratör Ercüment Akman ile Kültür ve Turizm Bakanlığı Washington Müşavirliği ve Güney Film'in işbirliğiyle, Güney'in en unutulmaz filmlerinden "Yol", "Umut", "Ağıt", "Sürü", "Seyit Han", "Aç Kurtlar", "Arkadaş" ve "Zavallılar" ABD ve Kanada'da gösterilecek.
19 Ağustos'ta Cleveland Sanat Muzesi'ndeki gösterimlerle yola çıkmaya başlayacak filmler, Los Angeles, Vancouver, Toronto, Ottawa, Houston, Berkeley/San Francisco ve New York şehirlerini dolaşacak. Filmlerle birlikte, Yılmaz Güney ve Türk sinemasını anlatan belgesel de şehirlerde gösterime sunulacak. Lincoln Center'de 2012 yılında düzenlenecek Türk Filmleri toplu gösterisi içinde de yer alacak filmler, ayrıca önemli Amerikan üniversitelerinin sonbahar ve kış programlarına eklenecek.
Filmlerin son durağı ise 2012 yılında başkent Washington olacak. Washington'da da sinemaseverlerle buluşacak olan filmler, başkenttin akademik çevresince "tekrar okuma"dan, tartışmadan geçirilecek. American, George Mason ve Georgetown üniversitelerinde sempozyumlar düzenlenecek, sinema eleştirmenleri Güney sineması hakkında tebliğler yayımlayacak.
"GÖNLÜM RAZI OLMADI..."
Güney sinemasının ilk kez ve kapsamlı bir programla Kuzey Amerika'yı dolaşmasını sağlayan küratör Ercüment Akman, çalışmalarıyla ilgili AA muhabirinin sorularını yanıtladı.
Geçmişte Yılmaz Güney'in bazı filmlerinin Avrupa'daki gösterimler sırasında parçalandığını ve kaybolduğunu hatırlatan Akman, Güney Film ve yönetmen Hüseyin Karabey'in bu filmleri yavaş yavaş toparlamaya çalıştığını, Kültür ve Turizm Bakanlığının da Güney'in bazı önemli filmlerinin kopyalarını satın aldığını ve 11'ini DVD haline getirdiğini anımsattı.
Akman, Kuzey Amerika'daki önemli sinematek ve müzelerin de yıllardır Yılmaz Güney filmlerini göstermek istediğini belirterek, Güney filmlerinin Amerika'da gösterilmesi kararını nasıl aldığını şöyle anlattı:
"Harvard Üniversitesi, Güney Film ve Kültür ve Turizm Bakanlığının işbirliğiyle, bu 8 filmin Harvard Üniversitesinde 4-5 gün süren gösterimi yapılmış. Daha sonra filmler, Türkiye'ye geri gönderilmek üzere üniversite arşivinde beklemeye başlamış. Ben tam da bu arada filmlerin Amerika'da olduğunu öğrendim.
Bu filmlerin, bu kadar zahmetle, bu kadar yol geldikten sonra, sadece bir yerde çok sıkışık biçimde gösterilip Türkiye'ye geri gönderilmesine açıkçası gönlüm razı olmadı. Hemen yönetmen Hüseyin Karabey ile görüştüm, Bakanlıkla diyaloğa geçtik. Film programlayıcıları bağlantılarımı devreye koyarak, görüşmemizin ilk haftası içinde filmlerin 6-7 yerde gösterimini hemen ayarladık. Bu programlar için aslında 1-2 yıl öncesinden hazırlık yapmak gerekiyor, önceden planlayabilseydik daha da fazla yerde gösterim sağlayabilirdik, ama yine de yıllardır çalıştığım Amerika'daki saygın sinematek ve müzeler bunların Yılmaz Güney filmleri olduğunu duyunca çok mutlu olarak kabul ettiler."
"8 FİLMİN İLK KEZ BİR ARADA DOLAŞIYOR OLMASI ÇOK ÖZEL"
Türkiye'nin yurt dışında düzenlediği sinema haftalarında Türk sinemasının değişik kesitlerinin sunulduğunu belirten Akman, ancak bu gösterimin çok daha farklı olacağını belirterek, "Yılmaz Güney'in 8 filminin bir arada olması çok başka bir durum. 8 film aynı anda, birlikte dolaşıyor, bu çok özel" dedi.
Akman, ülkelerde Türk film festival haftaları yapmaktan ziyade, bir yönetmen veya film türünden oluşan programların uzun süreli gösterimini sağlamanın Türk sinemasının tanıtımı ve akademik tartışmalardaki yerini artırma açısından çok önemli bulduğunu kaydederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Aslında, Türk sinemasının dikkat çeken film ve yönetmenlerini her yıl getirip, belli seyirci potansiyeli olan şehirlerde dolaştırabilmek lazım. Avrupa'daki Türk film festivalleri çok güzel, ama Türklerin göçmen olarak yoğunluklu yaşadığı yerlerde yapılan bu festivallere daha çok oradaki Türklerin geldiği gözlemleyebiliyoruz. Ancak yurt dışındaki Türklerden veya internetten popüler filmleri indiren kitlelerden ziyade o ülkelerin sinema elitlerine ulaşmak lazım, onun için de daha özel programlar düzenlemek gerekli. Mesela Güney filmlerinin böyle bir arada birçok şehri dolaşacak olması bu konuda ilk ve güzel bir adım olabilir. Bu programda da hedefimiz çok büyük oranda zaten Amerikalılar ve Kanadalılar olacak."
"RÜYALARIMIZDA OLAN BİR PROGRAM DEDİLER"
Hollywood'un hakim olduğu ABD-Kanada pazarında Türk sinemasının festivaller dışında sinematek ve müzeler gibi alternatif mekanlarla etkili şekilde tanıtılabileceğine işaret eden Akman, bu filmlerin dağıtılması ve gösteriminin sağlanmasının kişisel bağları da gerektirdiğini belirterek, "Bakanlığın kopyaları yaptırması çok önemliydi, ama ne yazık ki yeterli değil, şimdi onun 'çöpçatanlığını' yapıp, farklı yerlerde gösterimlerini sağlamak lazım. 30 yıldır film programları yapıyorum. Sinematek ve müze gösterimlerini bir kere rayına oturttuğumuz zaman Türk sinemasını bekleyen ve isteyen bir dağıtım oluşacak" dedi.
"Nitekim Kuzey Amerika'daki bu kuruluşların Güney filmlerini göstermekten çok heyecan duyduğunu" ifade eden Akman, şunları kaydetti:
"Yıllarca rüyalarımızda olan bir program bu dediler. Hatta 'Bundan sonra da yeni neler yapacağız?' diye soruyorlar. Programımızı duyan başka programcılar, Avustralyalılar da şimdi bu filmleri kendi bölgelerinde dağıtmak istiyor. Bu programla, hem Yılmaz Güney sinemasını anlatıp hem de bunu göstermek isteyen sinemateklere giriş yapabilmiş olacağız. Bu program, Türk filmlerinin dünyaya açılması açısından kullanılan yöntemlerde yeni bir aşama olacak."
SIRADA DİĞER YÖNETMENLER VAR
Akman, Türkiye'nin yurt dışındaki imajının önemine de işaret ederek, "Biz kendimizi anlatamazsak, başkaları bunu bize karşı propaganda amaçlı kullanabiliyor. Yılmaz Güney Kürt kökenli sinemacı, ama onun filmlerinde tüm Anadolu halkının yaşamını görmek mümkün. Güney'i, Türkiye'nin kendisinin yurt dışına tanıtması ve böyle bir programı düzenlemesi, Türkiye'nin kendi tanıtımı ve propagandası açısından çok etkili olacaktır" dedi.
Güney sinemasını bu programla 30 yıl sonra tekrar akademik çevreye açacak olmalarına da değinen Akman, "Sadece film gösterimi yapmayalım dedik. Bu filmlerin 30 yıl sonra yeniden okunmasının da yapılması lazım. Programa bununla ilgili bölüm ekledik. Böylece sadece film gösterimi değil, akademik çevrelerle Yılmaz Güney filmlerini paylaşma, düşünsel ortam yaratma imkanımız olacak" dedi.
Akman, bu tür programları artırmayı düşündüklerini de ifade ederek, "Projeyi Reha Erdem ve Semih Kaplanoğlu gibi yönetmenlerimize yönelik geliştirmeyi planlıyorum. Amerikan Film Enstitüsü ile de Fatin Akın restrospektifi yapmak üzerine çalışıyoruz" dedi.
Osmanlı/Türk kültürü konusunda uzmanlaşan Akman, 1950 yılında İstanbul'da doğdu. Mimarlık eğitimi alan ve alanında 1978 yılından bu yana Kanada ve ABD'de çalışan Akman, Kuzey Amerika ve diğer ülkelerde yıllardır çeşitli film programlarının küratörlüğünü yapıyor. Ulusal Galeri, Freer ve Sackler Galeri ve Goethe Enstitüsü ile çalışan, festivallerde Türk filmleri sunan ve halen Londra Türk Film Festivali danışmanlığını sürdüren Akman, ayrıca 1987 yılından bu yana İngilizce olarak alanının en eskisi "Turkish Cinema Newsletter" adlı internet sinema adresi ve arşivinin editörlüğünü yapıyor. Akman, Georgetown Üniversitesi'nde de "misafir profesör" olarak dersler veriyor.
TIFF Cinematheque celebrates Turkish filmmaker Yilmaz Guney
– January 19, 2012
Posted in: Movie News, Toronto

While the term “national cinema” seems to be a bit of a misnomer (isn’t all cinema, by nature, national?), few directors have been tied to a national cinematic identity as Turkish filmmaker, Yilmaz Guney. Once described by former Village Voice critic J. Hoberman as “something like Clint Eastwood, James Dean, and Che Guevara combined,” the Kurdish filmmaker few in the western world have become acquainted with gets his due with a retrospective at the TIFF Bell Lightbox titled The Way Home: The Films of Turkish Master Yilmaz Guney.
While the series (running Thursday, January 26 through Sunday, February 5) focuses on his directorial and writing efforts, Guney was actually quite the matinee idol before stepping behind the camera. One of the biggest Kurdish stars in history, he has over 100 acting, producing, writing, and directing credits to his name, despite spending a great deal of his life in prison and dying from stomach cancer before he was even fifty years old.
While most of his acting output was in oaters often derided by Turkish film scholars as populist pieces of junk, Guney gained more notoriety and infamy in his home country as a writer and filmmaker. It was dangerous to be a Kurd in Guney’s world, especially an outspoken one. Kurds weren’t able to publish written works, own their own broadcasting systems, or even speak their own language. The idea of a writer, director, and actor attempting to impart his own ethnic background onto national cinema was something that often landed Guney is jail and branded as a seditionist and a Communist.
His first feature, the almost verite styled Hope (Thursday, January 26 at 6:30 p.m.) utilizes real locations and non-actors to tell the story of a driver and family man named Cabbar as he struggles with his own identity in an allegedly prosperous economy that seems to have no place for him. Rightfully positioned as a masterwork of Turkish cinema, this is a rare chance to see it on the big screen, as this and the seven other films selected for the programme are extremely hard to find since the Turkish government long suppressed and destroyed the films involving Guney in a bid to deny his impact on his culture.
With the films Bride of the Earth (Friday, February 3 at 6:30 p.m.), its sequel Elegy (Thursday, February 2 at 6:30 p.m.), and The Hungry Wolves (Saturday, February 4 at 7 p.m.), Hoberman’s Eastwood comparison comes into full light with these counterpart tales of a soulful smuggler told in the same vein of the John Ford and John Huston dramas that Guney modeled his own films on.
His two best known and most critically acclaimed works happened towards the end of his career and were actually directed via proxies because of his own imprisonment during the pre-production of The Poor Ones (Sunday, January 29 at 6:30 p.m.). The Herd (Friday, January 27 at 6:30 p.m.) was overseen by Zeki Okten and functions as a melodrama about an arranged marriage originally designed to bring two warring tribes together that ends up causing a bigger rift.
Guney would make his biggest splash on the international stage with the Serif Goren directed Yol (Saturday, January 28 at 6:30 p.m.), a semi-autobiographical work that shared the 1982 Palme d’Or at Cannes with Costa Gavras’ Missing. This story of five prisoners released from a penitentiary on temporary personal leave is a strikingly political look at how Guney’s own country had become a prison unto itself. The film caused such a stir in Turkey that it had to be smuggled out of the country to be edited in Europe. Guney escaped from prison to attend the Cannes award ceremony, after which he would disappear to create one final film in France before his death in 1984. Yol remained unseen in his native Turkey until February 12, 1999.
While some of the films haven’t particularly aged well in terms of content, they remain important historical documents on a culture rarely glimpsed on screen. The rarity of these films makes it highly unlikely that they might ever be shown again in Canada, let alone Toronto. For World Cinema completists, it’s a can’t miss proposition.
For other films, showtimes, and tickets, please visit tiff.net.
Top image: A scene from Yol. Courtesy TIFF.


